Her yıl ortalama 1,5 milyon adayın katıldığı ÖSYS sınavına hazırlanırken hangi yollardan başarıya ulaşabiliriz? Sorusuna gündemde olan çeşitli cevaplar verebiliriz. Gelin bire bir dersin önemine geçmeden önce bu yolların hepsinin olumlu yönlerini ve olumsuz yönlerini başlıklar altında inceleyelim.

1) KENDİ KENDİNE ÇALIŞMA ( Bireysel çalışma )

Bu yöntem çok küçük yaşlardan itibaren bir çalışma disiplinini içeren ve yine o yaşlarda edinilebilecek en sağlıklı yoldur. Veli, öğrenci, öğretmen iletişiminin uyumu sonucu kazanılan kendi kendine çalışma daha ilkokul sıralarında kazanılır. Bu çalışma disiplininin öğrenciye getirdiği en önemli artı bu yolla çalışan öğrencilerin ÖSS sınavı kapıya dayanınca çok az bir tempo artışı ile sınavı başarıya ulaşabilecek temeli sağlamalarıdır. Öğrenci arkadaşlarla grup sohbetlerinde konuştuğumuzda en çok yakındıkları konu ilkokuldan süregelen bir altı yapı eksikliğidir..




Öğrenci arkadaşlar şunu unutmayalım gerçek manada bir üniversite hayatı geçirmek istiyorsanız, kendi kendinize sürekli şu cümleleri telkin etmelisiniz "ÜNİVESİRTE ÜÇ ŞEHİRDE OKUNUR İSTANBUL, ANKARA YA DA İZMİR" hele ki bir de bu okulların geçerli bölümlerinde yer almak istiyorsanız sistemli olarak en az iki yıl çalışmalısınız. Yine bir çok öğrenci kardeşimiz hocam ders çalışınca bana "inek" vs. gibi isimler takıyorlar deyip yakınıyorlar. Ben de bu noktada onlara size bunu diyene "HAYATIM BOYUNCA EŞEK GİBİ ÇALIŞMAKTANSA İKİ YIL İNEK GİBİ ÇALIŞIRIM" cevabını verin diyorum.

Dönelim tekrar kendi kendine çalışma yöntemine bu yöntemi benimseyen arkadaşları önce tebrik ediyorum çünkü bunu uygulamak zahmetlidir, ancak kıymetlidir. Bu yöntemi benimseyen arkadaşların genellik şu yönden kendilerini takviye etmeleri gerekir.

  • ÖSS sistemi hakkında takviye: Hangi bölüm öğrencisi ise o alanda yapacağı sorular ve dikkat etmesi gereken konular. Çoğu zaman öğrenci arkadaşlar "şu kadar netle açıkta kaldık, veya bu kadar soru yaptım puanım düşük geldi,okul derslerimin ortalaması düşük olduğu için puanım düşük geldi "diyerek hep yakınırlar bu yakınmaların çıkış noktası hep sistemi bilmemekten ya da az bilmekten kaynaklanıyor.

  • Bol soru çözümü: İki yıl boyunca günde ortalama 130 alan soru 20 de alanı dışında soru çözmeleri

  • Yapılamayan soruların cevaplarını öğrenme: En önemli noktalardan biri çünkü öğrenciler en çok yapamadıkları sorulardan bir şeyler öğrenebilirler.

  • Veliler bazen şu hataya düşerler: Öğrencinin sınava gireceği yıl otursun çalışsın işi ne der. Bu noktada şunu düşünmeliyiz öğrenci bunca yıl almadığı kendi kedine çalışma yöntemini son yıl öğrenip başarılı bir şekilde uygulayabilir mi bu çok zor bir ihtimaldir. Çünkü yaklaşık on yılın getirdiği bir alışkanlığı kırmak çok zordur. Böyle bir uygulamanın öğrenciyi başarıya götüreceğini pek düşünmüyoruz. Kaldı ki örneklerde bunu doğruluyor.


2)DERSHANEYE DEVAM ETMEK

Sevgili arkadaşlar şu noktayı sürekli vurguluyoruz ancak hala ısrarla bu hataya düşüyorsunuz. Dershanelerin amacı size bilmediğinizi öğretmek değildir, size kaynak sağlayıp yönlendirmektir. Zaten konuyu öğretmeye zaman ve koşullar bakımından imkan yoktur. Dershanelerde ders işlenirken konuya genel bir bakış yapılır, sonrasında çıkması muhtemel sınırlı sayıda soru verilir, ardından eve çözülmesi için test verilir.

Ayrıca günümüzde bilinçli bilinçsiz çok yaygınlaşan dershane kültürü özelliğini yavaş yavaş yitirerek okulun bir türevi olmaya başladı. Birkaç dershane dışında çoğu dershanenin öncelikli amacı ekonomiktir. Bu noktada aday arkadaşlara tavsiye edebileceğim en iyi ihtimal şudur. Kurumsallaşma aşamasını çoktan bitirmiş dökümantasyon olarak kaynak sıkıntısı olmayan dershanelerin en iyi ilk iki sınıfında kendinize yer bulabiliyorsanız orada devam edin, şayet daha düşük sınıflardaysanız o zaman sadece dershanenin finansörüsünüzdür. Görüştüğüm bir dershane müdürü de bu savı desteklercesine "bizim için önemli olan ilk iki sınıftır, geri kalan sınıflar işin finansman bölümüdür." deyip görüşünü belirtmişti. Dershanecilerle muhatap olmaya başladığım o yıllarda bu düşünceyi çok yadırgamıştım ancak sonra işin aslının bu olduğunu acı bir şekilde öğrendim.

Soru: Peki iyi dershaneleri nasıl ayırabiliriz?


En iyi gösterge adaya verdikleri yardımcı kitaplardır..


Soru: Daha önce derece yapmış öğrencilerinin olması bir gösterge midir?


İlk bakışta evet gibi görünse de aslında bu ayrım kısmen sağlıksızdır. Çünkü sonuçlar açıklanıp ilk 100 belirlenince dershaneler çeşitli bedellerle daha önce hiç ilgisi olmayan derece öğrencilerini kendi dershane öğrencisiymiş göstererek reklamlarını yaparlar. Hatta bazen bir öğrencinin adı farklı iki-üç yerde birden geçer..Tabi bunlar işin hinlikleridir.



3)ETÜT MERKEZLERİ:

HENÜZ ÇOK YAYGINLAŞMASA DA BU UYGULAMA ASLINDA BÜNYESİNDE ARTILAR BULUNDURUR. Çeşitli çalışma imkanlarının olduğu özellikle çalışan anne-babaların çocukları okul sonrası kötü ortamlara girmesini önlemek ve öğretmenler denetiminde ders çalışma imkanını sağlayarak düzenli çalışma alışkanlığının oturmasına yardımcı olur. Ancak dediğimiz gibi maalesef bu sistem Türkiye'de tamamen oturmuş değil.

4)BİRE-BİR DERS(ÖZEL DERS)

Diyebiliriz ki üniversiteye hazırlıkta öğrenmenin niteliği ve zamanın kullanılması açısından en etkili ancak ve mali yönden külfetli bir metottur..

  • Bu yolla öğretmen ve öğrenci eksik konuları birlikte tespit ederek anlaşılmayan noktaların üzerinde daha yoğun, iyi bilinen noktaların ise hızlıca bir tekrarını yaparak zamanın daha hızlı ve planlı kullanılmasına yardımcı olur.

  • Öğrenci okulun muadili olan 20 kişilik sınıflarda anlatılan dersten genellikle soru işaretleri ile ayrılır. Bire-bir derste ise bütün ilgi tek kişiye yoğunlaştırlır ve çok konsantre bir ders işlenir. Sonunda konuyla ilgili bütün soru işaretlerinden arınmış bir şekilde ben bu konuyu öğrendim diyerek çıkar.

  • Örnek vererek başlayalım. ÖSS matematiğinde bir sorunun en az iki yolu vardır. Birincisi klasik yolu ikincisi pratik yolu üçüncü ise en kısa yolu. Öğretmenler (ki bilenler) en pratik yolu kendilerine, özel derse ve iki-üç kişilik grup çalışmalarına saklarlar.