Galois

by Fatih ÖKMEN on October 18, 2009

O parlak yeteneği, aleyhine birleşmiş koyu bir budalalıkla boğulup gitti.

Fransız matematikçisi Galois, 1811-1832 yılları arasında yaÅŸadı. Abel’in çaÄŸdaşı olan bu matematikçinin doÄŸum ve ölüm tarihlerine bakarsanız 21 yıllık bir ömür sürdüğünü görür ve bu iÅŸte bir yanlışlık olduÄŸunu düşünebilirsiniz. Hiçbir yanlışlık yok. Galois’nın hayatı Brezilya dizilerine konu olmaya aday ÅŸanssızlıklarla sürüp gitmiÅŸ ve 21 yılda tükenmiÅŸtir.

galois1

Yakınları kendisinden söz ederken, annesinin erkek huylu, cömert, şerefli, açık bir şekilde alaycılığa kaçan ve bazen de çelişkilerde karar kılan bir kadın gibi anlatılıyordu. Anne, 1872 yılında seksen dört yaşında öldü. Aklını ve hafızasını ölünceye kadar korudu. O da, kocası gibi zulme, haksızlığa karşı bir öfke, kızma ve hınç besliyordu. Babası gibi, annesinin bu duyguları Galois da da görülür. Bu duygu ve düşüncelerden Galois da kurtulamamıştır. Onun kısa yaşamında bu duyguların etkisi çok büyük olmuştur.
Abel yoksulluktan ölmüştü. Galois ise, baÅŸkalarının budalalığından ölmüştür. İlim tarihi, en kaba budalalığın dehaya karşı zaferine, Galois’nın çok kısa süren hayatı kadar kusursuz ve eksiksiz bir örnek vermemiÅŸtir. Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir. Galois bir melek deÄŸildi. Çok taÅŸkındı ve derisine sığmıyordu. Bu onun yaramazlığından deÄŸil de, zekasının kafasının içine sığmamasındandı. O parlak yeteneÄŸi, aleyhine birleÅŸmiÅŸ koyu bir budalalıkla boÄŸulup gitti. Galois’nın her davranışı, taÅŸan zekası ve onun dahi kafasının istediÄŸi yönde yönlendirilmediÄŸinden ileri gelmiÅŸtir.

Galois’nın ne anne ve ne de baba tarafından matematiÄŸe karşı en küçük bir yetenek görülmemiÅŸtir. Galois’nın matematik dehası, birden bire delikanlılık çağına doÄŸru çıkmıştır. Galois, merhametli, acıyan, seven ve hatta ağır baÅŸlı bir çocuk olmakla beraber, babası ÅŸerefine düzenlenen toplantılarda ortamın neÅŸesine katılmasını bilir ve konukları eÄŸlendirmek amacıyla ÅŸiirler ve karşılıklı konuÅŸma yazıları yazardı. Fakat, beceriksiz, yeteneksiz ve anlayışsız öğretmenlerinin rahatsız etme, canını sıkma ve tedirgin etmeleri, onların sersem ve pek akılsız davranışları yüzünden Galois’nın bu atılımları da çok sürmedi. Onu da hemen körelttiler.

Galois, 1823 yılında on iki yaşında Paris’teki Louis le Grand Lisesine girdi. Lise, kapıları sürgülü ve pencereleri demirli bir hapishaneden farksızdı. 1823 Fransa’sı daha Fransız devrimini unutmamıştı. Yöneticilerin, insanların ve bazı güçlerin tuzakları ve karşı tuzakları, ayaklanmalar ve ihtilal söylentileri sık sık görülen olaylardı. Olaylar tam oturmamış ve huzursuzluklar devam ediyordu. Toplumun bu huzursuzlukları Galois’nın lisesine de yansıyordu. Cizvitlerin yönetimi yeniden ele almasını saÄŸlamak amacıyla lisenin müdürünün planlar hazırlamış olmasından kuÅŸkulanan öğrenciler, kilisede bile okumayı, kabul etmeyerek ayaklandılar. Müdür, öğrenci ailelerine bile haber vermeden suçlu diye kuÅŸkulandığı öğrencileri okuldan kovdu. Galois, bunların içinde deÄŸildi. Bulunsa herhalde Galois’nın geleceÄŸi için daha hayırlı olurdu. Çünkü, Galois, o güne kadar kanunsuz ve keyfi yönetimin, yalnız kelimesini biliyordu. Artık O, harekete geçmiÅŸ, kendisini olayların içinde bulmuÅŸtu. Ölünceye kadar da bu iz onda kalacaktır.
Galois, annesinin ona verdiği temel eğitim ve öğretiminin yardımıyla öğrenimini çok iyi bir biçimde yürütüyordu. Böylece, öğrenimine çok iyi başladı. Sınıftaki tüm birincilikleri topladı.

Ertesi yıl 1824 tarihinde Galois’nın hayatında baÅŸka bir davranış daha görüldü. Edebiyata ve klasiklere önce uysallıkla çalıştığı halde, ÅŸimdi onlar canını sıkmaya, buna karşın matematik dehası uyanmaya baÅŸladı. Öğretmenleri sınıfta kalıp bir yıl daha okumasını istediler. Babası karşı koydu. Zavallı Galois, bitmek tükenmek bilmeyen edebiyat, Yunanca ve Latince derslerine yeniden baÅŸladı. Orta derecede ve dikkatsiz bir öğrenci olarak tanındı. Son söz yine öğretmenlerinin oldu ve Galois sınıfta kaldı. Ne yazık ki, bu dahi çocuk, zekasının kabul etmediÄŸi eski ve onun için anlamsız ÅŸeyleri tekrarlamak zorunda kaldı. YorulduÄŸu ve zevkini kaybettiÄŸi için derslerine karşı hiç bir gayret, çaba ve ilgi göstermiyordu. O zaman diÄŸer derslere göre matematiÄŸe çok önem verilmezdi. Matematik dersi bazen yapılır, bazen de hiç yapılmazdı. Galios, kendisinin bir matematikçi olduÄŸunu nereden bilebilirdi?

Galois, düzenli matematik derslerine bu derin sıkıntı yılında baÅŸladı. Bu zaman, Legendre’nin güzel geometrisinin moda olduÄŸu bir sürece rastlar. İyi bir öğrenciler bile Legendre’nin bu geometrisini tümüyle anlayabilmek için en az iki yıl uÄŸraÅŸmaları gerektiÄŸine inanıyorlardı. Galois, Legendre’nin geometrisini bir korsan kitabı okur gibi, baÅŸtan sona kadar bir nefeste okuyarak bitirdi ve bu kitaba hayran kaldı. Bu kitap, bir işçinin elinden çıkmış bir el kitabı deÄŸil de, bir usta elinden çıkmış bir ÅŸaheserdi. Bir kere okunması, bir çocuÄŸa en açık biçimde geometriyi öğrenmesini saÄŸlıyordu. Galois’nın cebire karşı tepkisi bambaÅŸka oldu. Cebirden nefret etti. Onun bu tepkisi, onun ruh yapısını bilen için haklı bir gerekçeydi. Çünkü, Galois’yı gayrete ve çalışmaya getirecek Legendre düzeyinde usta bir cebirci yoktu. Cebir, okul kitaplarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Bu, Galois’ya cebir bilgisinin verilmeyiÅŸinden kaynaklanıyordu. Büyük bir matematikçiyi eserleriyle tanımasını öğrendikten sonra, kendi kendine bir yol aramak görevini üstüne aldı. Cebir öğrenmek için çağın büyük matematikçisi Lagrange’a baÅŸvurdu. Sonra Abel’i okudu. Bu sırada on dört on beÅŸ yaşındaki bir çocuÄŸun olgun matematikçilere özgü yazılmış cebir analizinin ÅŸaheserlerini, denklemlerin sayısal çözümlerine ait çalışmaları, analitik fonksiyonlar kuramını ve fonksiyonların diferansiyel hesaplarını birer birer okuyarak yutuyordu. Artık okul ödevleri onun için küçük ÅŸeylerdi. Genç dahiye gündelik dersler adi bir iÅŸ gibi geliyordu. Gerçek matematik için bu dersler faydasız ve hiçte gerek yoktu.

Kendisinde matematik yeteneÄŸinin olduÄŸunu fark edince, cebirsel analizin büyüklerinin yaptıklarını ve kendi düşündüklerini karşılaÅŸtırdı ve ileri atıldı. Annesi bile bunun farkında deÄŸildi. Fakat oÄŸlunu biraz garip buluyordu. Lisede öğretmenleri ve arkadaÅŸları üzerinde korku ve öfkeyle karışık garip bir duygu bırakıyordu. Öğretmenleri sabırlı ve iyi insanlardı. Fakat, oldukça dar görüşlü kimselerdi. Yıl başında “Çok uslu ve tatlı, iyi özellikleri bol” bir öğrenci diye sözü edildi. Fakat, Galois’da garip bir halin olduÄŸunu da ekliyorlardı. Bu olay doÄŸrudur. Çünkü, Galois sıradan bir zekaya sahip bir öğrenci deÄŸildi. İçine sığacak türde biri olması olanaksızdı. Galois için, Hiçte fena çocuk olmadığı, fakat “orijinal ve acayibin biri, her zaman muhakemeci, mantıkçı” olduÄŸu sözleri de yine o eski kayıtlarda vardır. ArkadaÅŸlarına takılmaktan zevk aldığı da ekleniyordu. Yıl sonundaki kayıtlarda yine, “Garip hallerle arkadaÅŸlarını darılttığı ve karakteri içinde kapanmış bir ÅŸeyi olduÄŸu” yazılıyordu. Daha ileri, öğretmenleri onu, “Son derece hırslı ve orijinal bir davranış takınmak” la suçluyorlardı. Buna karşın, bazı öğretmenleri Galois’nın iyi bir öğrenci olduÄŸunu ve özellikle matematikte çok baÅŸarılı olduÄŸunu kabul etmiÅŸlerdi. Yalnız bir kiÅŸi, Galois’nın matematikte olduÄŸu kadar, diÄŸer derslerinde de dikkate deÄŸer bir öğrenci olduÄŸunu söylüyordu. Bu iyi niyet karşısında kalan Galois, edebiyat derslerinde de dikkatli olup ÅŸansını deneyeceÄŸini söylediyse de, içindeki matematik aÅŸkı hürriyetine kavuÅŸmak için tutuÅŸuyordu.
Galois, on altı yaşında, çok önemli buluÅŸlara hazırlandığı bir sırada matematik öğretmeni Vernier, sanki tavuÄŸun yeni çıkardığı yavrusunu kapacak olan kartaldan korur gibi Galois üzerinde titriyordu. Vernier, Galois’nın yöntemli çalışmasını istiyor, fakat öğrencisi bu öğütleri dinlemiyordu.

Galois, Ecole Polytechnique’in sınavlarına girdi. Sivil ve asker mühendislere dünyanın en iyi matematik ve ilim bilgisi vermek amacıyla ihtilal yasalarına göre Monge tarafından kurulmuÅŸ olan bu büyük okul, Galois’yı kendisine fazlasıyla çekiyordu. Bu okulda önce matematik hırsını tatmin edecek, burada matematik alanında kendini gösterecekti. Daha sonra, hürriyet aÅŸkının doyacağını umuyordu. Çünkü, burada büyük kimseler, enerjik ve cesaretli Polytechnique’liler bulunuyordu. Bu okuldan çok ÅŸey bekliyordu.
Galois, Polytechnique’in sınavına girdi ve kazanamadı. Bu baÅŸarısızlığa sersemce bir haksızlığın neden olduÄŸunu bilen sadece kendisi deÄŸildi. Hatta, arkadaÅŸları bile bu baÅŸarısızlıkla ÅŸaÅŸkına döndüler. Zaten Galois’nın matematik dehasını bilen ve onu takdir eden arkadaÅŸlarıydı. Tüm suçu sınav jürisine yüklediler. O sırada bu okula giren adaylarla ilgili bir dergi çıkaran Terquem, okuyucularına, Galois’nın baÅŸarısızlığıyla ilgili tartışmanın henüz kapanmadığını hatırlattı. Bu baÅŸarısızlığı ve baÅŸka bir yerde, sınav jürisinin akıl erdirilemeyen kararlarını yorumlayan Terquem ÅŸunları yazıyordu;

“Yüksek zekalı bir aday daha düşük zekalı sınav jürileri tarafından döndürülmüştür. Ben bir barbarım. Çünkü onlar beni anlamıyorlar “.

Galois’ya gelince, baÅŸarısızlığı onun için öldürücü bir darbe olmuÅŸtu. Kendi içine kapandı. Bu sınavın acısını hiç bir zaman unutamadı.
1828 yılında Galois on yedi yaşındaydı. Bu, onun hayatında büyük bir yıl oldu. İlk kez onun dehasını anlayan değerli bir matematik öğretmeniydi. Adından söz edeceğimiz kişi, Louis Paul Emile Richard (1795-1849), Louis le Grand öğretmeniydi. Richard, dürüst bir eğitimciydi. Kendi öz çıkarları için her şeyi uygun gören bu adam, öğrencisinin geleceği söz konusu olunca hiçbir özveriyi esirgemeyen değerli biriydi. Bu sırada bazı matematikçiler de vardı. Öğretmenlik hevesi içinde, eserlerini yayınlaması için onu sıkıştıran dostlarının öğütlerine karşın, kendini tümüyle unuttuğu da olurdu.
Richard, ayağına gelen kısmetin ne olduÄŸunu ilk bakışta anladı. Karşısındaki çocuk, Fransız’ların Abel’iydi. Galois’nın bazı zor problemlere karşı verdiÄŸi orijinal çözümleri sınıfta açıklamaktan gurur duyuyor ve bu insan üstü öğrencinin Polytechnique’e sınavsız kabul edilmesini gereken her yerde söylüyordu. Richard, Galois’ ya birincilik ödülünü verdi ve raporuna ÅŸunları yazdı. “Bu öğrenci, arkadaÅŸlarına göre açık bir üstünlük göstermektedir. MatematiÄŸin yalnız en zor taraflarına çalışmaktadır.” Bu söz, gerçeÄŸin tam kendisiydi. Galois, on yedi yaşında, denklemler kuramında her zaman hatırlanacak olan ve sonuçları bir yüzyıldan fazla bir zaman sonra bile tüketilemeyen keÅŸifler yapıyordu. Galois, 1 Mart 1829 günü, sürekli kesirlere ait ilk çalışmasını yayınladı. Bu çalışma, onun ileride baÅŸaracağı büyük iÅŸler hakkında bir fikir vermemekle beraber, hiç olmazsa, basit ve sıradan bir öğrenci olmadığını ve yaratıcı bir matematikçi olduÄŸunu göstermeye yeterdi.

O sırada, Cauchy Fransız matematikçilerinin başında geliyordu. Pek çok yayını ve keÅŸifleri olan Cauchy, yayın sayısı bakımından Euler ve Cayley’den sonra geliyordu. Cauchy, eserlerini genellikle çabuk ve doÄŸru yazardı. Bazen unutkanlıkları da oluyordu. Fakat, bu kez yaptığı unutkanlığı Abel ve Galois’nın felaketi oldu. Onların canına kıydı. Abel için Cauchy kısmen suçlu kabul edilebilir. Fakat, Galois için affedilmez bir unutkanlığın tek sorumlusudur.

Galois, on yedi yaşına kadar yaptığı buluÅŸların önemlilerini, ileride Akademiye vermeyi düşündüğü bir çalışma için saklamıştı. Cauchy, bu çalışmayı Akademiye sunacağını söz verdiÄŸi halde, sonra bu sözü unutmuÅŸ ve daha kötüsü bu yazıyı kaybetmiÅŸti. Galois, Cauchy’nin bu söz veriÅŸini kendisinden bir daha duymadı. Cauchy, aynı davranışı Abel’e de göstermiÅŸti. Cauchy’nin bu tür davranışının kasıtlı olup olmadığını bilemiyoruz. Fakat, matematik tarihi için sadece onu suçlayabiliriz. Çünkü, Cauchy’nin bu davranışı, genç Galois için bir hayal kırıklığı oldu. Akademi üyelerine karşı beslediÄŸi hırçın nefreti tutuÅŸturan ve içinde yaÅŸamaya zorunlu tutulduÄŸu budala topluma karşı vahÅŸi bir kin ÅŸeklinde soysuzlaÅŸmaya kadar vardıran bir dizi benzer felaketlerin ilki oldu.

Bu kadar açıkça dehası görülen genci, öğretmenleri anlamıyor, onun huzurla keşiflerini hazırlaması için bir ortam hazırlamadıkları gibi, huzurunu bozuyorlar ve boşuna verilen ödevlerle oyalayarak çileden çıkarıyorlardı. Uzun ve sıkıcı tektirler, ardı arkası kesilmeyen cezalarla da onu isyana ve karşı gelmelere yöneltiyordu. O yine bunlara bir yerde katlanıyordu. Kendisini büyük matematikçi olmaya yöneltiyor ve bu amaçla çalışıyordu.
Galois, on sekiz yaşında genç bir delikanlıyken, ikinci darbe kafasına indi. Galois, ikinci kez Polytechnique’e baÅŸvurdu. Sonuç yine beklendiÄŸi gibi çıktı. Galois sınavı kazanamadı. Åžansını son bir Kez daha denemiÅŸti. Okulun kapısı artık kendisine sürekli kapanıyordu. Galois’yı sınav yapan kimseler gerçekten de ondan çok daha geride kimselerdi.

Galois’nın bu sınavı dillere destan oldu. Her yerde bu sınavın sonucu konuÅŸuluyor ve bu sınavdan söz ediliyordu. İşin duygusal yanı böyleydi. Fakat, olanlar zavallı Galois’ya olmuÅŸtu. Galois’nın en büyük özelliÄŸi, hemen hemen tüm hesapları ve hesaplamaları zihninden yapar ve sonucu söylerdi. Kalem, kağıt, tebeÅŸir ve karatahta onun canını sıkıyordu. Keskin bir zekası ve düşünme yeteneÄŸi vardı. Fakat ne yazık ki, bu kez silgi ve tebeÅŸiri özel bir amaçla kullandı. Sözlü sınavda jüri üyelerinden biri, matematik bir güçlük üzerinde onunla tartışmaya giriÅŸmek istedi. Jüri üyesi haksızdı. Fakat, direndi. Yetkili yerde de oydu. Okula kabul edilmemek düşüncesinin verdiÄŸi bir öfke ve ümitsizlik bunalımıyla ve sıkıntıyla silgiyi jüri üyesinin kafasına fırlattı ve … rezalet koptu. Yine olan zavallı Galois’ya oldu.

Galois’nın babasının acı ölümü ona son darbeyi indirdi. Bourg La Reine’nin belediye baÅŸkanı olması dolayısıyla, halkı papazlara karşı koruyordu. İhtiyar Galois, bu yüzden papazların çevirdiÄŸi dalaverelere hedef oldu. 1827 yılının gürültülü seçimlerinden sonra, bir papaz ihtiyar belediye baÅŸkanının ÅŸahsına karşı haysiyet kırıcı bir savaÅŸ açtı. İhtiyar adamın ÅŸiire karşı olan yeteneÄŸini kötüye kullanarak, belediye baÅŸkanının imzasıyla Galois ailesinin birisine hitaben kirli ve pis mısralar bulunduran bir ÅŸiir yazdı ve bunları halk arasında dolaÅŸtırdı. Tam anlamıyla namuslu bir adam olan Galois’nın babası kendine eziyet etmek merakına tutuldu. Bir gün, karısının evde bulunmadığı bir sırada Paris’ten kaçtı. OÄŸlunun öğrenimini gördüğü lisenin iki adım ötesinde bir apartmanda intihar etti. Cenaze töreninde bazı karışıklıklar çıktı. Ona kızan bazı vatandaÅŸlar cenazeye taÅŸ attılar. Bir papaz alnından yaralandı. Galois, babasının tabutunun görülmemiÅŸ bir patırdı içinde mezara indiriliÅŸine tanık oldu. O zamandan beri, her yerde nefret ettiÄŸi haksızlığın varlığından şüphelenerek, hiç bir zaman hiçbir yerde iyiliÄŸi göremedi.

Galois, Polyteohnique’teki ikinci sınavındaki baÅŸarısızlığından sonra, öğretmen olmak için Ecole Normale döndü. Yıl sonu sınavlarına kendi kendine çalışarak hazırlandı. Sınav jürilerinin kayıtları dikkate deÄŸerdir. Matematik ve fizik sınavlarından pekiyi notunu aldı. Son sözlü sınavında hakkında yazılmış şöyle bir not vardır; “Bu öğrenci fikir ve söylemek istediklerini her zaman açık olarak ifade edememektedir. Fakat zekidir. Dikkate deÄŸer araÅŸtırıcı bir zekası vardır.” Edebiyat dersinde en kötü yanıt veren öğrenci diye bir kayıt vardır.

Galois, 1830 yılı şubatında on dokuz yaşında kesin olarak üniversiteye kabul edildi. Çalışmak için bir köşeye çekildi ve çalışmalarıyla kendisini öğretmenlerine gösterdi. O yıl yeni konular üzerinde üç tane çalışma yaptı. Bu çalışmaları, cebirsel denklemler kuramı üzerinde büyük bir ilerlemeydi. Bu çalışmalarında, onun büyük kuramının bazı izleri görülür. Bu buluşlarını ve başka sonuçlarını da birleştirerek, İlimler Akademisine sundu. Bu eser, ancak çağın ileri gelen matematikçilerinin izleyip anlayabileceği düzeydeydi. En yetkili kimselerin fikirlerine göre, bu çalışma ödülü kazanacak tek eserdi.
Galois’nın bu yazısı Akademinin katipliÄŸine geldi. Katip yazıyı incelemek üzere evine götürdü. Fakat, yazıyı okumadan öldü. Katibin kağıtları düzenlenirken Galois’nın bu çalışmasına rastlanılamadı. Galois da bir daha bu yazıdan söz edildiÄŸini duymadı. Galois’yı avutacak baÅŸka bir söz daha yoktu. Koca deha, kötü bir düzen, anlayışsız insanlar, Cauchy’nin önem vermemesi ve tekrar eden kötü sonuçlar içinde yok olup gitmeyle karşı karşıyaydı. Bu olaylar, Galois’nın çökmüş ve kokmuÅŸ düzene karşı nefretini arttırıyordu.
İlk ihtilal gösterileri Galois’yı sevinç içinde bıraktı. ArkadaÅŸlarını bu olaylara sokmak istediyse de, onlar çekimser kaldılar. Deneyimli müdür, öğrencilerden dışarı çıkmayacaklarına ÅŸerefleri üzerine söz aldı. Galois söz vermeyi kabul etmedi. Müdür, Galois’ya ertesi güne kadar beklemesini rica etti. Müdürün davranışı incelik ve saÄŸduyudan uzak olduÄŸunu kısa bir konuÅŸmasıyla kanıtladı. Galois, öfkelenerek gece kaçmaya çalıştı. Duvar oldukça yüksekti. 1830 yılının son ayları oldukça karışık geçti. Galois, harekete geçmek için arkadaÅŸlarına mektup yazdı. ArkadaÅŸları Galois’yı desteklemediler. Bunun üzerine Galois da okuldan kovuldu.

Galois, parasız kaldığı için haftalık özel yüksek cebir dersleri vermek için ilan verdiyse de öğrenci bulamadı. Bu nedenle bir süre matematiÄŸi bıraktı. Halkın Dostları adı altında kurulan koruma kıtasının topçu kısmına gönüllü olarak girdi. Son bir ümitle ve Poisson’un önerisi üzerine, bugün Galois kuramı adı ile bilinen ve anılan ünlü çalışmasını İlimler Akademisine yolladı. Poisson raportördü. Ona göre çalışması anlaşılacak gibi deÄŸildi. Bu çalışmayı anlayabilmek için ne kadar zaman harcadığını da söylemiyordu. Gerçekten, Galois’nın kuramının anlaşılabilmesi için çok ileri düzeyde cebir bilgisi gerekmektedir. Bugün bu gerçek yine aynı düzeyini korumaktadır. O zaman, Galois’ nın yaptığı bu çalışmayı anlayan çıkmamıştı. Galois artık kendini ihtilalci politikaya verdi.

9 Mayıs 1831 gecesi, iki yüz kadar cumhuriyetçi, Kralın, Galois’ nın gönüllü olarak girdiÄŸi topçu kıtasının dağıtılması için imzaladığı bildiriye karşı koymak için bir ziyafette toplandılar. İhtilalci ve tahrik edici bir hava esiyordu. Galois, bir elinde kadeh ve bir elinde çakı ile ayaÄŸa kalktı ve kadehini Kral Louis Philippe’e diye kaldırdı. Bu hareketi yanlış anlamlara çeken arkadaÅŸları onu ıslığa tuttular. Çakıyı da görünce, çakıyı Kralın hayatına karşı bir tehdit anlamına çektiler ve bağırarak alkışladılar. Galois, o anın kahramanıydı. Alkışlar kesilmiyordu. Topçular yürüyüş yapmak için dışarı çıktılar. Ertesi gün, Galois evinden alınarak tutuklandı. Sainte Pelagie’deki hapishaneye kapatıldı.

Galois’nın yakın taraftarları usta ve kurnaz bir avukat buldular. Bu avukat, sanığın aslında Louis Philippe’e, eÄŸer “ihanet ederse” dediÄŸini ispat etmeye çalıştı. Çakıya gelince, onu da açıklamada güçlük yoktu. Çünkü, Galois o sırada yediÄŸi pilicini kesmekle meÅŸguldü. Yanında bulunanlar da, ıslıklara boÄŸulan cümlenin sonunu iÅŸittikleri üzerine yemin ettiler. Galois bunu kabul etmediyse de, aile sahibi ve namuslu bir adam olan yargıç, sanığa, bu davranışı ile durumu düzeltemeyeceÄŸini söyledi ve onu susturdu. Savunma çok ince hazırlanmıştı. Mahkeme heyeti de sanığın gençliÄŸine acıdı ve on dakika aradan sonra Galois’nın suç iÅŸlemediÄŸine karar verdi.

Galois, hürriyetini uzun zaman yine koruyamadı. Bir ay geçmeden 14 Temmuz 1831 günü bir tedbir olarak tutuklandı. Çünkü bu sırada cumhuriyetçiler bir gösteri yapmaya hazırlanıyordu. Hükümet bu hareketi büyüterek tebliÄŸ halinde yayınlıyordu. Galois’nın ihtilal yapmasına engel olmuÅŸlardı. Polisin onu yargılaması için bir gerekçe bulması güçtü. Tutuklandığında tepeden tırnaÄŸa kadar silahlıydı ama, polise hiç bir direnme göstermemiÅŸti. İki aylık bir bekleyiÅŸten sonra, bir gerekçe bulundu. Dağıtılmış topçu kıtasının resmi üniformasını taşıdığı için yargılandı. Bir arkadaşı üç ay ve kendisi de altı ay hapis cezası giydi. 29 Nisan 1832 gününe kadar hapishanede kaldı. Kız kardeÅŸi, aÄŸabeyinin geçirdiÄŸi bunca güneÅŸsiz günden sonra sanki elli yıl daha çöktüğünü söylerdi.
O zamanlar hapishanelerde hafif bir disiplin vardı. Tutuklular ya avluda dolaşırlar ya da kantinde içerlerdi. Asık yüzlü ve daima düşünen Galois, içicilerin alayı ile karşı karşıya geldi. Bir tahrik sonucu bir şişe rakıyı bir solukta içti. İyi bir dostu ona ayılıncaya kadar baktı. Ne yaptığının farkına varınca da utandı. Galois bu hapishaneden de çıktı.
1832 yılında kolera salgını baÅŸ gösterdi. Galois’yı koleradan korunması gerekçesiyle 16 Mayıs 1832 günü hastaneye kapattılar. Sanki, Louis Philippe’in hayatı ile oynamış olan bu önemli siyasi kolera salgınına karşı bırakılmayacak kadar kıymetliydi. Hastaneye kapatılmıştı ama, dışarıdan gelenlerle görüşmek olanağı oldukça fazlaydı. Böylece, hayatında tek bir aÅŸk olayı da geçirmiÅŸ oldu. Her ÅŸeyde olduÄŸu gibi, bunda da bir felaketle karşılaÅŸtı. AÅŸağılık oynak bir kadın aklını çeldi. Sonunda Galois, aÅŸktan, kadından ve kendinden iÄŸrendi. Ona baÄŸlı dostu Auguste Chevalier’ye ÅŸunları yazıyordu. “Dokunaklı cümlelerle dolu mektubun bana biraz rahatlık getirdi. Fakat geçirdiÄŸim bu kadar ÅŸiddetli heyecanların izini nasıl yok etmeli? … Her ÅŸeyde hayal kırıklığına uÄŸradım. Hatta aÅŸkta, ÅŸan ve ÅŸerefte bile …” Mektup 25 Mayıs 1832 tarihliydi. Dört gün sonra Galois serbest bırakıldı. Dinlenmek ve biraz düşünmek için bir yazlığa gitmeye karar verdi.
Galois’nın 29 Mayıs 1832 günü başından geçen bir olay hakkında tam kesin bir bilgi sahibi deÄŸiliz. Bu olay hakkında iki mektubunda yazılanlar gerçek diye kabul edilen ÅŸeyleri akla getirmektedir. Galois, serbest bırakıldıktan sonra, siyasi düşmanlarıyla çekiÅŸmeye giriÅŸti. O zaman vatan severler düello (silahlı kavga) etmeye hevesliydiler. Zavallı Galois, bir ÅŸeref meselesi veya bir aÅŸağılık kadın yüzünden düello etmek zorunda kaldı.
30 Mayıs 1832 günü şafak sökerken, Galois hasmıyla şeref meydanında karşılaştı. Düello tabancayla yirmi beş adım uzaklıktan yapılacaktı. Galois karnından vurularak düştü. Kör şans yine burada da onu buldu. Yörede doktor yoktu. Onu düştüğü yerde bıraktılar. Sabah saat dokuz sıralarında oradan geçen bir köylü tarafından Cochin hastanesine götürüldü. Galois öleceğini anladı. Karnındaki karın zarı iltihaplandı. Bu peritonit meydana çıkmazdan önce henüz aklı başındayken papazın son hizmetlerini kabul etmedi. Acaba babasının cenaze törenini mi hatırlamıştı? Aileden tek haberdar edilen küçük kız kardeşi göz yaşları içinde koşarak yetişti. Galois, tüm kuvvetini toplayarak onu teselli etti.

Galois, 31 Mayıs 1832 günü yirmi bir yaşında, sabahın erken saatinde öldü. Güneydeki mezarlığın fakirlerin gömüldüğü çukura gömüldü. Bugün, Evariste Galois’dan hiç bir iÅŸaret ve hiç bir kırık taÅŸ bile kalmamıştır. Onun kalan ve ölmez tek anıtı, hepsi altmış sayfa tutan kendi el yazması olan Galois kuramıdır.

Galois 28 Mayıs 1832 tarihli, “Tüm cumhuriyetçilere” baÅŸlıklı mektubunda ÅŸunları yazıyor:

“Ülkem uÄŸruna ölmek olanağını bulamadığım için bana gücenmemelerini dostlarımdan rica ediyorum. Alçak bir aÅŸiftenin ve bunun aldattığı iki kiÅŸinin kurbanı olarak gidiyorum. Hayatım sefil bir dedikodu içinde tükenecek… GerçeÄŸi soÄŸuk kanlılıkla dinleyecek durumda bulunmayanlara bu uÄŸursuz gerçeÄŸi söylediÄŸime piÅŸmanım. Fakat, ne de olsa doÄŸruyu söyledim. Mezara, yalanlarla lekelenmemiÅŸ bir vicdan, vatansever kanın temiz vicdanını götürüyorum. Allahaısmarladık! Halkın iyiliÄŸi için ne kadar yaÅŸamayı isterdim… Beni öldürenleri affediyorum. Çünkü, iyi niyetli insanlardı.”

Galois, adı belirtilmeyen dostlara yazdığı başka bir mektupta şöyle diyor:

“İki vatansever beni düelloya davet etti. Bunu reddetmek benim için olanaksızdı. Ne sana, ne ona haber vermediÄŸim için özür dilerim. Çünkü, rakiplerim hiç bir vatansevere haber vermemem için benden ÅŸerefim üzerine söz istemiÅŸlerdi. Göreviniz çok basittir. İstemeyerek çarpıştığımı, yani her uzlaÅŸma çaresine baÅŸvurduktan sonra çarpışmaya zorunlu olduÄŸumu ispat ediniz. Yalan söylemek, hatta bu kadar önemsiz bir ÅŸey için yalan söylemek hiç elimden gelir mi, söylersiniz. Kaderim, vatanın adımı öğrenmesi için bana yaÅŸamayı nasip etmediÄŸinden hatıramı koruyunuz. Dostunuz olarak ölüyorum.”

E. Galois

Galois’nın yazdığı son sözler iÅŸte bunlardır. ÖleceÄŸini anlayan Galois bu gece son arzularını, vasiyetnamesini, ateÅŸler içinde kağıda yazmakla geçirdi. Daha önce kafasında kurduÄŸu büyük konuları aklında kaldığı kadarıyla topluyor ve kağıda döküyordu. Arasıra yazıyı kesiyor ve kenara birÅŸeyler karalıyordu. “Vakit yok, vakit yok!” Yine çalışmasının devamını kötü bir yazıyla karalamaya koyuluyordu. Bu son ümitsizlik saatleri sırasında, gün aÄŸarmadan önce yazdıkları, daha sonra gelecek matematikçileri, yüzlerce yıl heyecan içinde nefes nefese bırakacaktır. Matematikçileri uzun yıllar üzmüş olan problemin kesin çözümünü vermiÅŸti. Bir denklem hangi koÅŸullarda çözülebilir? Sonunda bu da yaptıklarının bir parçasıydı. Bu büyük eserde, Galois gruplar kuramını parlak bir baÅŸarı ile kullanmıştır. Bugün, bu önemli ve oldukça soyut olan kuramın büyük öncüsü ve kurucusu ölmez Galois’dır.
Çılgınca yazılmış bir mektuptan baÅŸka, Galois, ilmi durumunu yerine getirecek olan ÅŸahısa, İlimler Akademisine sunulmak üzere kaleme aldığı bazı yazıları emanet etti. On dört yıl sonra, 1846 yılında Joseph Liouville, bu yazılardan bazılarını “Teorik ve Pratik Matematik Dergisi”nde yayınladı. Kendisi de orijinal ve seçkin bir matematikçi olan Liouville bu yayının giriÅŸinde ÅŸunları yazıyor.
“Evariste Galois’nın çalışmalarının temel amacı, denklemlerin köklerle çözülebilmesi koÅŸullarıdır. Galois burada, dereceleri birer asal sayı olan denklemlere ayrıntılı bir biçimde uyguladığı genel bir kuramın temellerini atıyor. Daha on altı yaşından beri ve yeteneklerinin M. Richard adında çok iyi bir öğretmen tarafından desteklendiÄŸi Louis le Grand lisesinin sıralarında, Galois bu güç problemle uÄŸraÅŸmıştı.” Liouville daha sonra bu çalışmanın Akademiye gönderildiÄŸini ve raportörlerin çalışmanın açık olmadığını belirterek kabul etmediklerini anlatır. “Aşırı derecede bir kısa yazma hevesi ve oldukça kapalı yazması anlamayı oldukça zorlaÅŸtırmaktadır. Eseri inceledim ve kullandığı yöntemin tümüyle doÄŸru olduÄŸuna inandım. Ufak tefek bazı eksikliklerini tamamladım. Çalışmamın sonucunu görünce de büyük bir zevk duydum” diyordu.

Galois, son arzularını dostu Auguste Chevalier’e yazdı. “Analizde bazı yeni sonuçlar buldum… Yaptıklarımın doÄŸruluÄŸundan şüphem yok. Jacobi veya Gauss’tan, bu teoremlerin doÄŸruluÄŸu hakkında deÄŸil de, bu teoremlerin önemleri üstündeki düşüncelerini söylemelerini açıkça rica edersin. EÄŸer umduÄŸum gibi çıkarsa, bazı kimselerin bu karışık örgüyü kendilerine kullanmaları için sökmeleri kalır. Seni hasretle kucaklarım.”
Zavallı Galois, hala kendisinin anlaşılması için nasıl da çırpınıyordu. Jacobi cömert ve ÅŸerefli bir kimseydi. Ya Gauss ne diyecekti? Daha önce Abel’e ne demiÅŸti? Cauchy veya Labatchewsky hakkında ne söylemeyi unutmuÅŸtu? Bu kadar acı bir derse karşın, Galois hala boÅŸ ümitlere kapılıyordu. Bu ümitleri ancak ölümünden tam on dört yıl geçtikten sonra Liouville tarafından anlaşılacak ve eseri yayınlanacaktı.
Böylece, dahi bir matematikçi çocuğun acı yaşam öyküsünü ve anlaşılmadan nasıl yok edildiğini gördük. Tüm öğretmenler, anneler ve babalar, karşınızdaki öğrencilerin her zaman bir Galois olabileceğini unutmayın!

Önceki Yazý:

Sonraki Yazý:

ozel ders| fizik ozel ders| ygs| lys