<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>blog.fatihokmen.com &#187; BİLİM</title>
	<atom:link href="http://blog.fatihokmen.com/kategori/bilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.fatihokmen.com</link>
	<description>Fizik Öğretmeni, Özel ders, Fizik özel ders</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Jan 2012 14:36:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kütlenin Korunumu Kanunu</title>
		<link>http://blog.fatihokmen.com/kutlenin-korunumu-kanunu/</link>
		<comments>http://blog.fatihokmen.com/kutlenin-korunumu-kanunu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Oct 2010 14:58:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih ÖKMEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[Cavendish]]></category>
		<category><![CDATA[kim buldu]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kütle korunumu]]></category>
		<category><![CDATA[lavosier]]></category>
		<category><![CDATA[priestley]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.fatihokmen.com/?p=800</guid>
		<description><![CDATA[Kütlenin korunumu kanunun ilk kez Nasîrüddin Tûsî tarafından 13. yüzyıl ortaya atılmışsa da bu ilk sürümde eksiklikler mevcuttu; Maddenin yapısının değişebileceğini fakat yok olamayacağını yazmaktaydı. Kütlenin korunumu kanunun ilk kez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><img class="alignleft size-full wp-image-801" title="nasirüddin tusi" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2010/10/nasirüddin-tusi.jpg" alt="" width="172" height="144" /></p>
<p>Kütlenin korunumu kanunun ilk kez <strong>Nasîrüddin Tûsî </strong>tarafından 13. yüzyıl ortaya atılmışsa da bu ilk sürümde eksiklikler mevcuttu; Maddenin yapısının değişebileceğini fakat yok olamayacağını yazmaktaydı.</p>
<p>Kütlenin korunumu kanunun ilk kez net bir şekilde tanımlanması 1789 tarihinde <strong>Lavoisier</strong> tarafından başarılabilmiştir. Nitekim bu sebepten ötürü bazen kendisinin modern kimyanın babası olduğu da söylenir. Bununla birlikte <strong>Mikhail Lomonosov</strong> aslında benzeri fikirleri 1748&#8242;de ortaya atmış ve çeşitli deneyler sonucu kanıtlamıştı. <strong>Lavoisier</strong>&#8216;in çalışmasının öncülleri bununla da sınırlı değildir ve şu isimler daha erken tarihlerde benzeri fikirleri ortaya atmıştır: <strong>Joseph Black</strong> (1728 &#8211; 1799) <strong>Henry Cavendish</strong> (1731 &#8211; 1810) ve <strong>Jean Rey</strong> (1583 &#8211; 1645).<span id="more-800"></span></p>
<h2><strong>Flogiston Teoremi</strong></h2>
<p>Lavosier bilim dünyasında en başta yanma olayına ilişkin geliştirdiği yeni kuramıyla ün kazanır. <span style="color: #444444; line-height: 24px; font-size: 16px;">Kimya devrimini oluşturmada başka önemli çalışmaları da vardır. Ayrıca </span><span style="color: #444444; line-height: 24px; font-size: 16px;">deneylerinde özellikle ölçme işleminde gösterdiği olağanüstü duyarlılık kendisini izleyen yeni kuşak araştırmacılar için özenilen bir örnek olmuştur. Kimya dil mantıksal düzen ve kuramsal açıklama yönlerinden bilimsel kimliğini </span><span style="color: #444444; line-height: 24px; font-size: 16px;">Lavoisier</span><span style="color: #444444; line-height: 24px; font-size: 16px;">&#8216;e borçludur.</span></p>
<p><img class="size-full wp-image-802 alignleft" title="Antoine_lavoisier" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2010/10/Antoine_lavoisier.jpg" alt="" width="195" height="300" /></p>
<p>Tüm bu çalışmalarında ona büyük desteği eşi sağlar: deney şekillerini çizer yabancı dillerden kaynak çeviriler yapar makale ve kitaplarını yayıma hazırlar.</p>
<p>Lavoisier araştırmalarına başladığında kimyada Antik Yunanlıların maddeye ilişkin dört element (toprak su ateş ve hava) öğretisinin yanı sıra yanmaya ilişkin <strong>flogiston kuram</strong>ı geçerliydi. Bilindiği gibi bir tahta ya da bez parçası yandığında duman ve alev çıkar yanan nesne bir miktar kül bırakarak yok olur.</p>
<p>Yürürlükteki kurama göre yanma yanan nesnenin <strong>flogiston</strong> denen ama ne olduğu bilinmeyen gizemli bir madde çıkarması demekti. Odun kömürü gibi yandığında geriye en az kül bırakan nesneler<strong> flogiston</strong> bakımından en zengin nesnelerdi. Bilim adamlarının çoğunluk doyurucu bulduğu bu kurama ters düşen kimi gözlemler de yok değildi. Bunlardan biri yanma için havanın gerekliliğiydi. Bir diğeri kurşun gibi madenlerin erime derecesinde ısıtıldığındayüzeylerinde oluşan &#8220;<strong>calx</strong>&#8220;ın madenin eksilen bölümünden daha ağır olmasıydı. Aslında yanma olayını açıklamadaki güçlüğün bir nedeni gazlara ilişkin bilgi eksikliğiydi. 1756&#8242;da İskoç <strong>Joseph Black</strong> &#8220;sabit gaz&#8221; dediği karbon dioksidi buluncaya dek bilinen tek gaz hava idi. İngiliz kimya bilgini <strong>Joseph Priestley</strong> daha sonra deneysel olarak on kadar yeni gaz keşfeder. Bunlardan biri onun &#8220;yetkin gaz&#8221; dediği ilerde <strong>Lavoisier</strong>&#8216;in &#8220;<strong>oksijen</strong>&#8221; adını verdiği gazdır.</p>
<p><strong><a href="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2010/10/pristley.jpg"><img class="size-full wp-image-803   alignleft" title="priestley" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2010/10/pristley.jpg" alt="" width="146" height="211" /></a>Priestley</strong> oksijeni bulmasına karşın flogiston kuramından kopamaz. Üstün bir deneyci olan bu İngiliz bilim adamı kuramsal yönden rakibi <strong>Lavoisier</strong> ile boy ölçüşecek yeterlikte değildi. <strong>Lavoisier</strong> yanma olayı ile 1770&#8242;lerin başında ilgilenmeye başlamıştı. Kapalı bir kapta fosfor yakınca gazın ağırlığının değişmediğini oysa kabı açtığında havanın içeri girmesiyle birlikte gazın ağırlığının az da olsa arttığını saptamıştı. Bu gözlemin yürürlükteki kurama uymadığı belliydi ama daha doyurucu bir açıklaması da yoktu.</p>
<p><strong> Lavoisier </strong>aradığı açıklamanın ipucunu bir kaç yıl sonra <strong>Priestley</strong>&#8216;le Paris&#8217;te buluştuğunda elde eder. Priestley cıva oksit üzerindeki deneylerinden söz ederken bulduğu &#8220;<strong>yetkin gaz</strong>&#8220;ın özelliklerini belirtir. <strong>Lavoisier yayınlarının hiç birinde Priestley&#8217;e hakkı olan önceliği tanımaz; sadece bir kez &#8220;Oksijeni Priestley&#8217;le hemen aynı zamanda keşfetmiştik&#8221; demekle yetinir. </strong>Doğrusu oksijenin keşfinde öncelik Lavoisier&#8217;in değildi; ama bu gazın gerçek önemim ilk kavrayan bilim adamı oydu.</p>
<p>Priestley&#8217;in deneylerini kendine özgü dikkat ve özenle tekrarlamaya koyulur. Belli miktarda havaya yer verilen bir kapta cıva ısıtıldığında cıvanın kırmızı cıva okside dönüşmesiyle ağırlık kazandığı havanın ise aynı ölçüde ağırlık yitirdiği görülür. Lavoisier deneylerinde bir adım daha ileri gider: cıvadan ayırdığı <strong>cıva oksidi</strong> (calx&#8217;ı) tarttıktan sonra daha fazla ısıtır; kora dönüşen kırmızı oksidin giderek yok olmaya yüz tuttuğunu geriye belli sayıda cıva taneciğiyle solunum ve yanma sürecinde atmosferik havadan daha etkili bir miktar &#8220;elastik akıcı&#8221; kaldığını saptar. Elastik akıcı Priestley&#8217;in &#8220;<strong>yetkin gaz</strong>&#8221; dediği şeydi. Lavoisier üstelik bu artığın ağırlığı ile cıvanın ilk aşamadaki ısıtılmasından azalan hava ağırlığının da eşit olduğunu belirler. Dahası cıva oksidin ısı altında cıvaya dönüşmesiyle kaybettiği ağırlık etkili bölümüyle (yani oksijenle) birleşmesiyle gerçekleşmektedir. Başta önemsenmeyen bu kuram suyun iki gazın birleşmesiyle oluştuğuna ilişkin<a href="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2010/10/cavendish.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-807" title="cavendish" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2010/10/cavendish.jpg" alt="" width="149" height="187" /></a> <strong>Cavendish</strong> deney sonuçlarını da açıklayınca bilim çevrelerinin dikkatini çekmede gecikmez. <strong>Cavendish</strong> deneylerinde asitlerin metal üzerindeki etkisinden &#8220;yanıcı&#8221; dediği bir gaz elde etmiş bunu flogiston sanmıştı. Ancak Priestley&#8217;in bir deneyi onu bu yanlış yorumdan kurtarır. Priestley hidrojen ve oksijen karışımı bir gazı elektrik kıvılcımıyla patlattığında bir miktar çiyin oluştuğunu görmüştü. Aynı deneyi tekrarlayan Cavendish daha ileri giderek patlamada &#8220;yanıcı&#8221; gazın su olduğunu saptar.</p>
<h2>Flogiston teorisi yıkılmıştı artık</h2>
<p>Yeni teorinin benimsenmesi kimi bağnaz çevrelerin direnmesine karşın uzun sürmez. Kimyada geciken atılım sonunda gerçekleşmiş olur. Lavoisier ulaştığı sonucu Bilim Akademisi&#8217;ne bir bildiriyle sunar; ne var ki tek kelimeyle de olsa Priestley Cavendish vb. deneycilerin katkılarından söz etmez. Lavoisier&#8217;in aslında ne yeni kimyasal bir nesne ne de yeni kimyasal bir olgu keşfettiği söylenebilir.yeni ve işler bir sistem kurmaktı. 1789&#8242;da yayımlanan &#8220;<strong>Traité Élémentaire de Chimie</strong>&#8221; adlı yapıtı kendi alanında <strong>Newton&#8217;un Principia</strong>&#8216;sı sayılsa yeridir. Biri modern fiziğin diğeri modern kimyanın temelini atmıştır.</p>
<p>Lavoisier&#8217;i unutulmaz yapan bir özelliği de nesnelerin kimyasal değişimlerini ölçmede gösterdiği olağanüstü duyarlılıktı. Bu özelliği ona &#8220;<strong>Kütlenin Korunumu Yasası</strong>&#8221; diye bilinen çok önemli bilimsel bir ilkeyi ortaya koyma olanağı sağlar. Lavoisier kimi kez kendi adıyla da anılan bu ilkeyi şöyle dile getirmişti:</p>
<blockquote><p>&#8220;<strong>Doğanın tüm işleyişlerinde hiç bir şeyin yoktan var edilmediği tüm deneysel dönüşümlerde maddenin miktar olarak aynı kaldığı elementlerin tüm bileşimlerinde nicel ve nitel özelliklerini koruduğu gerçeğini tartışılmaz bir aksiyom olarak ortaya sürebiliriz.</strong>&#8220;</p></blockquote>
<p>Özel görelilikte kütlenin korunumu mevcut değildir. Nitekim bir parçacık sisteminin kütlesinin her bir parçacığın kütlelerinin toplamına eşit olduğu prensibi de özel görelilikte doğru değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.fatihokmen.com/kutlenin-korunumu-kanunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Werner Karl HEİSENBERG (1901-1976)</title>
		<link>http://blog.fatihokmen.com/werner-karl-heisenberg/</link>
		<comments>http://blog.fatihokmen.com/werner-karl-heisenberg/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 03:28:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih ÖKMEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamı]]></category>
		<category><![CDATA[featured]]></category>
		<category><![CDATA[FİZİK]]></category>
		<category><![CDATA[Max Born]]></category>
		<category><![CDATA[max planck]]></category>
		<category><![CDATA[Plasma fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Quantum Mekanik Teory]]></category>
		<category><![CDATA[Werner Karl HEİSENBERG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.fatihokmen.com/?p=673</guid>
		<description><![CDATA[Werner Heisenberg 5 aralık 1901de Würzburgda doğdu. Doktor August Heisenberg ve Annie Weckleinin oğullarıydı. Babası sonra Munih Universitesi nde orta ve modern Yunan dilleri Profesörü oldu. Belki de babasının bu görevinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p><img class="size-full wp-image-619 alignnone" title="heisenberg" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/10/heisenberg_14.jpeg" alt="heisenberg" width="420" height="326" /></p>
<p>Werner Heisenberg 5 aralık 1901de Würzburgda doğdu. Doktor August Heisenberg ve Annie Weckleinin oğullarıydı.</p>
<p>Babası sonra Munih Universitesi nde orta ve modern Yunan dilleri Profesörü oldu. Belki de babasının bu görevinden etkilenerek, Japon fizikci Yukawanın keşfettiği ve mesotron adını verdiği parçacığı o yunancadaki “meson” diye adlandırdı.</p>
<p>Heisenberg 1920de Munih Universitesinde Sommerfeld, Wien, Pringsheim, ve Rosenthalin yanında fizik okumaya gitti. 19221923 kışında Göttingen Universitesinde Max Born ,Frank ve Hilbert in yanına fizik çalışmaya gitti. 1923te Munih Universitesinden doktorasını aldı. Ve Max Bornun assitanı aldu. 1924 den 1925e kadar Niels Bohrla beraber Copenhagen Universitesi nde çalıştı. 1925 yazında Göttingene geri döndü. 1926da tekrar <strong>Niels Bohr</strong>un yanında teorik fizik dersi vermek üzere Copenhagen Universitesine atandı. 1927de henüz 27 yaşındayken <strong>Leipzig Universite si teorik fizik profesörü</strong> oldu. 1929 yılında ders vermek için Amerika , Japonya ve Hindistanı dolaştı.1941de Berlin Universitesine fizik profesörü olarak atandı ve Kaiser Wilhelm fizik enstütüsünün direktörlüğüne getirildi. Ikinci dünya savaşı sonunda o ve diğer Alman fizikciler, Amerikan birlikleri tarafından tutuklanıp Ingiltereye gönderildiler. Fakat Heisenberg 1946da Almanyaya geri döndü. Burada Göttigen Fizik Enstütüsünü arkadaşları ile birlikte yeniden düzenledi. Bu enstütünün adı daha sonra Max Plack Enstütü sü olarak değiştirildi.</p>
<p>Heisenberg, 1948de Cambridgede ders vermek amacıyla bir kaç ay kaldı. 1950 ve 1954de iki defa Amerikadan ders vermek için tekl aldı. 1955-56 kışında Iskoçya St. Andrews Universitesinde dersler verdi, daha sonra bu dersleri bir kitap olarak yayımladı.<br />
Heisenberg, 1955 yılı boyunca Max Planck Enstütüsünden ayrılması için kisine karşı çalışanlarla uğraştı. Bu arada o hala enstütünün direktörüydü. Bunun için Münihe gitti. ve 1958de Munih Universitesine Profesör olarak atandı. Ondan sonra enstütünün adı Max Planck fizik ve Astrofizik enstütüsü oldu.</p>
<p>Heisenberg ismi hep 1925te yayımlanan <strong>Quantum Mekanik Teory</strong> ile anılır. Bu teori ve özellikle teorinin hidrojenin özdeş formlarının keşfiyle iligili uygulama alanları yüzünden 1932de Nobel fizik ödülü aldı. Onun teorisi atom tarafından yayılan radyasyonun gözlemlenmesi temeline dayanır.</p>
<p>Teoriye göre, belirli bir zamanda bir elektronun yerini yada (Niels Bohrun öngördüğü üzere) gezegenlerin yörüngesi gibi elektronların yörüngesini tesbit edemeyiz. Pozisyon, hız gibi mekanik değerler sayılar yerine matrices adını verdiği soyut matematiksel yapılarla tanımlanmalıdır. Daha sonra Heisenberg bu teoriyi matrix denklemleriyle formüle etti. Hareketli bir parçacığın momentum ve hızının hesaplanması; quantum sabiti h ile, ölçülecek değerin çarpımlarından daha küçük olmayacak biçimde belirsizlik taşır kuralını içeren belirsizlik ilkesi(<strong>Uncertainty Principle</strong>)ni ortaya attı. Bu belirsizlik insan için ihmal edilebilirsede atom düzeyinde gözardı edilemez.</p>
<p>1957den sonra Heisenberg Plasma fizik, thermonuclear süreç problemleri ve Genovadaki uluslararası Atomik Fizik Enstütüsüyle sıkı işbirliğinde çalıştı. Birkaç yıl bu enstütünün bilimsel politik komitesine başkanlık etti ve daha sonra üyesi olarak kaldı.</p>
<p>1953te Alexander von Humboldt vakfının başkanı olduğunda yurtdışından bilim adamlarını davet edip Almanyada çalışmaları için uğraş verdi. 1953ten sonra teorik çalışmaları; ona göre temel parçacıkların fiziğini anlamada anahtar olan,Birleşik Alanlar Teorisi üzerine yoğunlaştı.<br />
Hobilerinden biri klasik müzükti. Seçkin bir piyanistti. 1937de Elisabeth Schumacher ile evli. 7 çocukları oldu ve şimdi onlar Munihte yaşamktalar. Heisenberg 1976da öldü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.fatihokmen.com/werner-karl-heisenberg/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İcatları Yüzünden Hayatlarını Kaybedenler</title>
		<link>http://blog.fatihokmen.com/icatlari-yuzunden-hayatlarini-kaybedenler/</link>
		<comments>http://blog.fatihokmen.com/icatlari-yuzunden-hayatlarini-kaybedenler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2009 22:27:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih ÖKMEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[alexander bogdanov]]></category>
		<category><![CDATA[cowper phipps coles]]></category>
		<category><![CDATA[deniz fenerleri]]></category>
		<category><![CDATA[dublör]]></category>
		<category><![CDATA[franz reichelt]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[hayatını kaybeden 10 mucit]]></category>
		<category><![CDATA[henry winstanley]]></category>
		<category><![CDATA[icat]]></category>
		<category><![CDATA[icatlar]]></category>
		<category><![CDATA[john godfrey parry]]></category>
		<category><![CDATA[karel soucek]]></category>
		<category><![CDATA[marie curie]]></category>
		<category><![CDATA[matbaa]]></category>
		<category><![CDATA[mucit]]></category>
		<category><![CDATA[mucitler]]></category>
		<category><![CDATA[otto lilienthal]]></category>
		<category><![CDATA[thomas midgley]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[uçaklar]]></category>
		<category><![CDATA[william bullock]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.fatihokmen.com/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıda icatları yüzünden hayatlarını kaybeden bilim adamlarını tanıtacağım sizlere. Onlardan bazılarına bilim adamı demek doğru değil. Belki de onlar bulundukları alanlarda bazı yenilikler getirmeye çalışmış ama bir şekilde başarılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Bu yazıda icatları yüzünden hayatlarını kaybeden bilim adamlarını tanıtacağım sizlere. Onlardan bazılarına bilim adamı demek doğru değil. Belki de onlar bulundukları alanlarda bazı yenilikler getirmeye çalışmış ama bir şekilde başarılı olamamış ya da buluşları kötü sonuçlara yol açmış insanlar. Ya bulduğu bir maddenin yan etkileri, ya tedbirsizlik, ya da macera ruhu yüzünden hayatını kaybeden mucitler. Listenin birinci sırasındaki Marie Curie ile başlıyoruz.<br />
<a href="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/01/eli0-030.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-506" title="eli0-030" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/01/eli0-030-150x150.jpg" alt="eli0-030" width="100" height="100" /></a><strong>Marie Curie </strong><br />
Marie Curie, radyoaktivite teorisi ve radyoaktif izotopların yalıtımıyla birlikte içlerinde radyum ve polonyum bulunan bilinmeyen birçok elementi bulmasıyla ünlenen Polonya asıllı Fransız fizikçi ve kimyager. 1903 yılında Nobel ödülünü kocası Pierre ile birlikte kazandı. 1934 yılında Fransa&#8217;nın Savoy kentinde kan kanserinden öldü. Hastalığı, aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına bağlandı. Bu yüzden ona &#8220;bilim için ölen kadın.&#8221; denildi. O zamanlarda tuttuğu not defterleri o kadar radyasyona maruz kalmıştır ki, bugün bile o defterler radyoaktif koruma altında incelenebilmektedir.<span id="more-501"></span></p>
<p><a href="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/01/image-21.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-507" title="thomas Midgley" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/01/image-21-150x150.jpg" alt="thomas Midgley" width="100" height="100" /></a><strong>Thomas Midgley</strong><br />
Thomas Midgley, bilimin endüstriyel uygulamalarına merak salan Amerikalı kimyager ve mühendisti. Hayatı boyunca övülmesine rağmen, kurşunlu benzini ve kloro floro karbon gazını bulması nedeniyle atmosfere en çok zararı dokunan kişi olarak tarihe geçti. Daha sonra kurşun zehirlenmesi ve çocuk felci yüzünden kötürüm oldu ve kendini yataktan kaldıracak bir düzenek geliştirdi. Fakat 55 yaşında bu düzeneğin makarası tarafından boğularak hayatını kaybetti.</p>
<p><a href="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/01/jg-parry-thomas-in-leyland-july-8-1925-brooklands-120-mph.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-508" title="jg-parry-thomas-in-leyland-july-8-1925-brooklands-120-mph" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/01/jg-parry-thomas-in-leyland-july-8-1925-brooklands-120-mph-150x150.jpg" alt="jg-parry-thomas-in-leyland-july-8-1925-brooklands-120-mph" width="100" height="100" /></a><strong>John Godfrey Parry</strong><br />
John Godfrey Parry, Galli bir motor yarışçısı ve mühendisiydi. Her zaman, Malcolm Campbell tarafından elde edilen hız rekorunu kırmak ve bunun için bir yarış arabası geliştirmek istedi. Uzun zincirlerle tekerlekleri motora bağlanan ve birçok modifikasyona sahip, Babs adında bir yarış arabası geliştirdi. 27 nisan 1926&#8242;da Malcolm Campbell&#8217;in mevcut hız rekorunu kırdı ve ertesi gün bu rekoru saatte 170 mile çıkardı. Bu rekor Malcolm Campbell tarafından 1927&#8242;de tekrar kırıldı. Malcolm tarafından kırılan rekoru geçmek isterken zincirlerinden birinin kopması ve boynuna çarpması nedeniyle hayatını kaybetti.<br />
<strong><a href="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/01/web-rotary-printing-press.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-505" title="web-rotary-printing-press" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2009/01/web-rotary-printing-press-150x150.jpg" alt="web-rotary-printing-press" width="100" height="100" /></a></strong><strong>William Bullock</strong><br />
William Bullock, 1863 yılında matbaa sanayisinde hızı ve etkinliği nedeniyle devrim olarak karşılanan döner parçalara sahip matbaayı icat etti. Matbaalarından birini tamir etmeye çalışırken bir ayağını dişlilerden birine kaptırdı. Tıbbi müdahaleye rağmen hayatını kaybetti.</p>
<p><strong>William Bullock, Otto Lilienthal, Franz Reichelt, Karel Soucek, Cowper Phipps Coles, Alexander Bogdanov, Henry Winstanley</strong>&#8216;in hayatını neden kaybettiği öğrenmek için <a href="http://www.hafif.org/yazi/icatlari-yuzunden-hayatlarini-kaybeden-mucitler" target="_blank"><em>hafif.org</em> </a>sitesini ziyeret edebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.fatihokmen.com/icatlari-yuzunden-hayatlarini-kaybedenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çözüm Bekleyen Ünlü Problemler</title>
		<link>http://blog.fatihokmen.com/cozum-bekleyen-unlu-problemler/</link>
		<comments>http://blog.fatihokmen.com/cozum-bekleyen-unlu-problemler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2008 23:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih ÖKMEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Asal Sayılar]]></category>
		<category><![CDATA[Collatz Problemi]]></category>
		<category><![CDATA[Fermat Asalları]]></category>
		<category><![CDATA[İkiz Asallar]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Mersenne Asalları]]></category>
		<category><![CDATA[Palindromik Sayılar]]></category>
		<category><![CDATA[problem]]></category>
		<category><![CDATA[problemler]]></category>
		<category><![CDATA[Riemann Hipotezi]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü problemler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.fatihokmen.com/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Yeryüzünde henüz cevabını kimsenin bilmediği sorular var!&#8221; Hala çözülememiş problemlerin yanında, çözümleri neredeyse efsane olmuş problemler, teoremler; tarihleri, önemleri. Bu sayfalarda, çözümlerini vermeyeceğiz ama çözümlerinin getirdiği ilerlemeleri inceleyeceğiz. Goldbach Kestirimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><h2><span style="color: #ff6600;">&#8220;Yeryüzünde henüz cevabını kimsenin bilmediği sorular var!&#8221;</span></h2>
<p><a href="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2008/12/einstein_numbers_by_saharaknoblauch.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-321" title="einstein_numbers_by_saharaknoblauch" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2008/12/einstein_numbers_by_saharaknoblauch-300x225.jpg" alt="einstein_numbers_by_saharaknoblauch" width="450" height="336" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hala çözülememiş problemlerin yanında, çözümleri neredeyse efsane olmuş problemler, teoremler; tarihleri, önemleri. Bu sayfalarda, çözümlerini vermeyeceğiz ama çözümlerinin getirdiği ilerlemeleri inceleyeceğiz. <span id="more-319"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Goldbach Kestirimi </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">1742&#8242;de Goldbach, Euler&#8217;e yazdığı bir mektupta &#8220;2&#8242;den büyük her çift sayı, iki asal sayının toplamı şeklinde ifade edilebilir&#8221; önermesinin, ya doğru olduğunu ispatlamasını ya da bunu sağlamayan bir örnek göstererek yanlış olduğunu ispatlamasını istedi. Goldbach kestirimi olarak bilinen bu hipotezle asal sayılar dünyasına yeni bir heyecan geldi. Bu heyecan o gün bugündür tüm matematikseverleri sardı. Yine de henüz bir cevap bulunamadı.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Ayrıca, 2&#8242;den başlayarak her çift sayıya 3 sayısı (ki bu bir asal sayı) ekleyerek tek sayılar kümesi elde edilebildiğine göre (örneğin:5=2+3; 7=4+3; 9=6+3&#8230;) her çift sayı 2 asal sayının toplamı ise her tek sayı da üç asal sayının toplamıdır denilebilir. Bu ifade de zayıf (ya da tek) Goldbach kestirimi olarak bilinir. Henüz bunun da bir yanıtı yok.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Asal Sayılardan Karışık </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Asal sayılara ilişkin pek çok bilgi henüz gün ışığına çıkmadı. Bunun yanı sıra ortaya atılmış ama ispatlanmamış pek çok da kestirim var. İşte bunlardan birkaçı:</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">* n<sup>2</sup> ve (n + 1)<sup>2</sup> arasında daima bir asal var mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İkiz Asallar:</strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">İkiz asallar yani aralarındaki fark 2 olan asallar sonsuz tane midir?</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">(3, 5), (5, 7), (11, 13), (17, 19), (29, 31), (41, 43). ..???</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">* Bugün hala sonsuz tane elemanı olduğu kesin olarak ispatlanmayan (ama öyle olduğu tahmin edilen) bir diğer küme de farkı 2n olan asal çiftlerinin oluşturduğu kümelerin hepsinin sonsuz tane eleman içerdiği sanısı.Bu kestirimi ortaya atarak problemi genel bir boyuta taşıyansa da Alphonse de Polignac (1849). Örneğin Kuzen asallar olarak bilinen aralarındaki fark 4 olan asal sayıların oluşturduğu küme sonsuz eleman içerir mi?</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">* (n<sup>2</sup> +1) formunda yazılabilen sonsuz tane asal var mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Fermat Asalları: </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">17. yüzyılda amatör matematikçi ünvanı ile bilinen Fermat asal sayılar konusuna oldukça önemli katkılarda bulundu. Bu katkılar arasında doğru olduğunu iddia edip ispatlayamadığı kestirimler de vardı. Örneğin <img src="http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/matematik/images/sembol2.gif" alt="" width="25" height="20" /> + 1 biçimindeki sayıların her n doğal sayısı için bir asal verdiğini iddia etti. Bu biçimdeki sayılara Fermat sayıları asal olanlara da Fermat asalları denir. Gerçekten de 5&#8242;e kadar tüm doğal sayılar için asal değer veren ifadenin yanlış olduğu ancak 100 yıldan fazla zaman sonra anlaşılabildi.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-320" title="numbers_by_ormunzevsariman" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2008/12/numbers_by_ormunzevsariman-300x225.jpg" alt="numbers_by_ormunzevsariman" width="300" height="225" /></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">n=5 için 2<sup>32</sup> + 1 = 4294967297 sayısının 641 ile bölündüğünün farkına varansa Euler oldu. Bugün ispatı yapılması beklenen önermelerden bir diğeriyse &#8220;Fermat asalları sonlu tanedir&#8221; kestirimi. Bu ifadenin en güçlü gerekçesiyse şimdiye kadar sadece 5 tane Fermat asalının bulunmasıdır</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mersenne Asalları: </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><strong></strong>Fermat&#8217;ın sıkça fikir alışverişinde bulunduğu çağdaşı Mersenne 2<sup>n</sup> &#8211; 1 şeklindeki sayılar üzerinde çalışıyordu. Mersenne sayıları (M<sub>n</sub>) adı verilen bu sayıların başlangıçta n asal olduğunda asal değer verdiği düşünüldü. Gerçekten de n=11&#8242;e kadar doğru çalışan fikir 11&#8242;de asal olmayan bir değer alınca bu düşüncenin de yanlış olduğu anlaşılabildi ama 2<sup>n</sup> &#8211; 1&#8242;in asal olması için n&#8217;nin asal olması gerektiği şartı doğrudur. Yine de matematikçiler bu sayıların peşini bırakmadı. Sonsuz tane olup olmadıkları hala merak edilen Mersenne sayılarından Aralık 2005 itibariyle 43.sü bulundu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mükemmel Sayı Sorusu</strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Mükemmel sayı kendisi haricindeki tüm çarpanlarının toplamı kendisini veren sayıdır. Örneğin 6 bir mükemmel sayıdır çünkü kendisi haricindeki çarpanları yani 1, 2 ve 3 toplanınca kendisini verir: 1 + 2 + 3 = 6. Diğer örneklerse 28, 496, 8128 şeklinde gidiyor. Şimdiye kadar hiç <strong>tek</strong> mükemmel bir sayıya rastlanmamış. Merak edilen böyle bir sayının varolup olmadığı. Eğer vardır diyorsanız bu sayıyı, saklandığı yerden bulup çıkarmalı, ya da olmadığını iddia ediyorsanız bunu ispatlamalısınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Palindromik Sayılar </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Kapak, kütük, sus, yay, kepek kelimeleri ilginç bir ortak özellik ile dikkat çekiyor: düzden ve tersten okunduğunda aynı. Benzer bir yapıya sahip olan palindromik sayılar da düzden ve tersten okunduğunda aynı olan sayılardır:</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">1991, 10001, 12621, 79388397, 82954345928.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Bu alandaki açık soru ise şöyle:</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Hem asal hem de palindromik olan sonsuz tane asal sayı bulunabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Collatz Problemi </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Önce bir pozitif tamsayı seçin. Bu sayıya yapılcak işlem şu:</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Sayı tekse 3 katını alıp 1 ekleyin. Sayı çiftse 2&#8242;ye bölün.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Aynı işleme çıkan sayıya uygulayın. En sonunda elde edeceğiniz sayı1&#8242;dir.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Örneğin 8 sayısını ele alalım:</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">8-(2&#8242;ye böl)-4-(2&#8242;ye böl)-2-(2&#8242;ye böl)-1</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">5-(3 katını al 1 ekle)-16-8-4-2-1</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Seçtiğiniz sayıya dikkat edin. Örnek olarak 27 sayısını seçtiyseniz 1 sayısını bulmanız için 112 basamak ilerlemeniz gerektiriyor. Tabi kaç basamak alacağı sayının büyük veya küçük olmasıyla ilgili değil. Sadece bu algoritmanın her zaman 1 cevabını verdiğini ispatlamanın peşinde koşmayın. Unutmayın ki sonunda 1 vermeyen bir sayı da varolabilir ve bu da, sorunun cevaplandığı anlamına gelir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Riemann Hipotezi </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Bilindiği gibi asal sayılar düzenli bir dağılıma sahip değiller. Alman matematikçi G.F.B. Riemann (1826 &#8211; 1866) asal sayıların dağılımlarının Riemann-Zeta adını verdiği bir fonksiyon ile çok yakından ilişkili olduğunu gözlemledi. Söz konusu olan fonksiyon şöyle:</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;"><img class="aligncenter" src="http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/matematik/images/riemann1.gif" alt="" width="255" height="39" /></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Bu fonksiyon s&#8217;nin 1 dışındaki her kompleks sayı değeri için tanımlıdır.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Riemann Hipotezine göre bu fonksiyonun, <img src="http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/matematik/images/sembol1.gif" alt="" width="7" height="15" />(s) = 0 ifadesini sağlayan tüm önemsiz olmayan s değerleri, reel kısmı ½ olan düşey doğru üzerine düşer (bu doğruya kritik doğru deniyor). İlk 1 500 000 000 değer için bu doğruluk tespit edilmiş olsa da asıl istenen, söz konusu tüm değerler için doğru olduğunun ispatlanması. Bu sorunun başında 1 milyon dolar ödül konulduğunu unutmayın!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Binyılın Problemleri: 1 milyon dolar kazanmak isteyenlere! </strong></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">1 milyon dolar, yani bugün yaklaşık 1,5 milyon YTL (1,5 trilyon TL) kazanmak ister misiniz? Bunun için yapmanız gereken tek şey, belirlenmiş 7 sorudan birinin doğru cevabını vermeniz lazım. Defter, kitap serbest; süre sınırlaması da yok! Cevabı ilk veren siz olun da isterseniz aradan 100 yıl geçsin. Dikkatli olun, çünkü sözkonusu sorular, yeryüzünde henüz yanıtını kimsenin bilmediği ve uzun yıllar boyu çözülmeye ısrarla direnen cinsten sorular. Aynı zamanda, cevabı bulanın da yaşam standartlarını değiştirecek sorular bunlar. İlginç olansa başarıya ulaşan insanlar, özellikle de matematikçiler, bu paranın hayalini kurdukları için değil matematik yapmayı sevdikleri ve bu alanda başarı istedikleri için kolları sıvıyorlar. Para, bu başarının sonunda gelen bir ödülden başka birşey değil, onlar için.</p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">Cambridge Massachusetts &#8216;de kurulan Clay Matematik Enstitüsü, 24 Mayıs 2000&#8242;de çözülmekte inatçı, matematiğin farklı branşlarındaki 7 problemini Milenyum Problemleri olarak adlandırdığını ve her bir problemi ilk çözen kişiye 1&#8242;er milyon dolar vereceğini ilan etti. Bu soruları anlamak, bir parça matematik temeli gerektiriyor. Bu durum matematiğin, hızla büyümesinin ve lise eğitiminin onu yakalamaya yetmemesinin bir sonucu olabilir. Soruları anlamak için üniversitede matematik okumak şart değil elbette, sadece Fermat&#8217;ın son teoremini, Goldbach ya da <a href="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2008/12/numbers_by_loftygirl.jpg"><img class="size-medium wp-image-322 alignleft" style="border: 0pt none; margin: 10px;" title="numbers_by_loftygirl" src="http://blog.fatihokmen.com/wp-content/uploads/2008/12/numbers_by_loftygirl-235x300.jpg" alt="numbers_by_loftygirl" width="212" height="270" /></a>ikiz asallar kestirimini anlamaktan daha fazla çaba sarfetmek lazım. Eğer <strong><a href="http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/matematik/problemler.htm#riemann">Riemann Hipotezi</a></strong>, P, NP&#8217;ye karşı Hodge Kestirimi, Yang-mills Kuramı, Poincare Kestirimi, Navier Stokes denklemleri, Birch ve Swinnerton-Dyer Kestirimi başlıklı sorulardan birinin yanıtını bulduysanız bu organizsonu yapan Clay Matematik Enstitüsü&#8217;ne yollamadan önce uluslarası kabul gören hakemli bir dergide yayınlamanız gerekiyor. Daha ayrıntılı bilgi için <a class="style30" href="http://www.claymath.org/" target="_blank">www.claymath.org</a></p>
<p style="padding-left: 30px; text-align: justify;">*Clay Enstitüsü&#8217;nün belirlemiş olduğu bu 7 problemin 1 tanesi, Pointcaré  Kestirimi 2006&#8242;da resmi olarak teoren-m haline geldi. Petersburg&#8217;daki  Steklov Enstitüsü matematikçilerinden Grişa Perelman&#8217;ın 2002&#8242;de  yayınladığı ispatın doğru olduğu resmen 2006 Dünya Matematikçiler  Birliği&#8217;nin Madrid&#8217;teki kongresinde açıklandı. Diğer taraftan,  Navier-Stokes Denklemleri&#8217;nin de 2006 içinde çözüldüğü duruldu. Ancak  değerlendirmeler devam ediyor. Şu an için 1000 yılın promlemlerinden  çözüm bekleyenlerin sayısı 5 taneye düşmüş gözüküyor.</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><em>*Tübitak</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.fatihokmen.com/cozum-bekleyen-unlu-problemler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arşimet&#039;in Aynaları</title>
		<link>http://blog.fatihokmen.com/arsimetin-aynalari/</link>
		<comments>http://blog.fatihokmen.com/arsimetin-aynalari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 20:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih ÖKMEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziğin Gizemi]]></category>
		<category><![CDATA[archimedes]]></category>
		<category><![CDATA[archimedes death ray]]></category>
		<category><![CDATA[archimedes mirrors]]></category>
		<category><![CDATA[arşimed]]></category>
		<category><![CDATA[arşimet]]></category>
		<category><![CDATA[arşimet kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[arşimet prensibi]]></category>
		<category><![CDATA[arşimetin aynaları]]></category>
		<category><![CDATA[ayna]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamı]]></category>
		<category><![CDATA[burning mirrors]]></category>
		<category><![CDATA[eureka]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş ışınları]]></category>
		<category><![CDATA[mirror]]></category>
		<category><![CDATA[pi]]></category>
		<category><![CDATA[solar mirror]]></category>
		<category><![CDATA[yunan düşünür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.fatihokmen.com/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[gelmiş geçmiş en büyük bilim adamlarından biri olan arşimet&#8216;i tanımayanımız yoktur. herkes tarafından tanınmasına yardımcı olan en önemli buluşu &#8220;eureka&#8221; diyerekten keşfetmiş olduğu arşimet prensibi olarak anılan sıvıların kaldırma kuvvetidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></p><p>gelmiş geçmiş en büyük bilim adamlarından biri olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ar%C5%9Fimet" target="_blank">arşimet</a>&#8216;i tanımayanımız yoktur. herkes tarafından tanınmasına yardımcı olan en önemli buluşu &#8220;<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eureka" target="_blank"><strong>eureka</strong></a>&#8221; diyerekten keşfetmiş olduğu <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ar%C5%9Fimet_prensibi" target="_blank">arşimet prensibi</a> olarak anılan sıvıların kaldırma kuvvetidir.</p>
<div class="imajorta"><img src="http://www.bildirgec.org/imaj/xerre/engravingmirrorbig.jpg" border="0" alt="Archimedes death ray" width="495" height="369" /></div>
<p><a href="http://www.mlahanas.de/Greeks/Mirrors.htm" target="_blank">arşimet&#8217;in aynaları</a> ise onlar kadar bilinen bilinen bir bilgi değildir. iddiaya göre m.ö. 212 yılında çok büyük bir ayna yardımı ile güneş ışınlarını, şehrini kuşatan roma gemilerinin üzerine yansıtarak <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Archimedes#The_Archimedes_Heat_Ray_-_myth_or_reality.3F" target="_blank">onları yaktırmıştır</a>.<br />
hatta bu konu bir dönem <a href="http://dsc.discovery.com/fansites/mythbusters/mythbusters.html" target="_blank">mythbusters</a>&#8216;da da <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/MythBusters_%28season_2%29#Ancient_Death_Ray" target="_blank">işlenmişti</a> fakat onlara göre mit çuvallamıştı.<br />
peki bundan 2000 yıl önce gerçekten arşimet bunu yap(abil)mış mıydı?<br />
bunu belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. o zaman şu şekilde soralım:<span id="more-284"></span></p>
<ul>
<li>özel hazırlanmış bir aynadan yansıyan güneş ışınları bu kadar kuvvetli olabilir mi?</li>
<li>bir ayna yardımıyla bu kadar büyük ya da zor bir şeyi yakmak mümkün mü? ya da bunu yapabilmek ne kadar mümkün?</li>
</ul>
<p>işte bu sorulara cevap olacak bir video bu olayın ne kadar mümkün olabileceğini fazlasıyla gözler önüne seriyor.<br />
<object width="498" height="423" data="http://www.metacafe.com/fplayer/1929230/melting_steel_with_solar_power.swf" type="application/x-shockwave-flash"><param name="flashvars" value="playerVars=showStats=no|autoPlay=no|videoTitle=Melting%20With%20Solar%20PowerSteel%20" /><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/1929230/melting_steel_with_solar_power.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /></object>Kaynak: <span style="color: #ff0000;">Bildirgec.org</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.fatihokmen.com/arsimetin-aynalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

