2014 Apec Mikrofare yarışmasında videonun 5:00 dakikasında gösterilen yarışmacıyı ve faresini ayakta alkışlıyorum. Güzel fikir.

"Yaşadığımız evrende hız sınırı ışık hızı mıdır?" sorusuna cevap niteliğinde bir video olmuş. İyi seyirler.

Basit bir varsayımda bulunalım. Elimizde işimizi görecek şekilde yüksek torka sahip bir motor olsun. Motorun ucuna da yeterli uzunlukta ( oldukça uzun ) bir çubuk bağlayalım. Motoru çalıştıralım. Sabit belli bir açısal hız değerine ulaştığında çubuktan belli bir uzaklık sonrasında çizgisel hız ışık hızını geçebilir mi? V=W*r Hipotezin cevabı!

Tanım: Düzlemde verilen iki noktaya uzaklıkları toplamı eşit olan noktalar kümesi Elips oluşturur.

1899 yılında, henüz kuantize (öbekli) enerji değişimi fikrinin gelişiminden de önce, Almanya' da Max Planck kendisinin 'b' adını verdiği (ertesi yıl 'h' adını verir) bir sabit elde eder. Kovuk ışınımı denen tüm malzemelerden bağımsız bir olgunun formülüne girdiği için, bunun temel bir sabit olduğunu düşünür. Ardından bu yeni sabit 'b' yi doğanın sağlam başka iki temel sabitiyle, Newton'un kütle çekim sabiti 'G' ve ışık hızı 'c' ile birleştirirse, uzunluk boyutuna sahip bir nicelik elde edebildiğinin farkına varır. Aslına bakılırsa bu oldukça küçük bir uzunluktur 10^(-35) metrenin bir kaç katıdır ancak Plancka'a cazip gelmiştir, çünkü tanımı diyelim ki metreden farklı olarak , insanın seçtiği herhangi bir karşılaştırma uzunluğuna bağlı değildir (metrenin orjinal tanımı, Ekvator'dan kutuplardan birine kadar olan uzaklığın on milyonda biridir.) Fizik kuram ve deneylerinde ortaya çıkmış herhangi bir uzunluktan daha kısa olan o kadar çok büyüklük siparişi vardır ki, Planck' ın hesaplanmış uzaklık birimi, uzun yıllar boyunca bariz bir önem taşımayan bir ilginçlik olarak kaldı. Bu durum 1955' de John Wheeler genel görelilik (Einstein' in kütleçekim kuramı) ile kuantum fiziğinin nerede bağlantı kurabileceğini araştırırken değişti.

Wheeler'in otobiyografisine de koyduğu gibi, bir çekirdek veya tekil bir proton boyutunda, ''parçacıkların beklenen coşkulu dansını izlediğimiz, kuantum dalgalanmalarının çok küçük olanların dünyasına böylesine hayat dolu bir coşkunluk kattığı'' yerde, tüm bunların arenası Uzay ve Zaman ''cam gibi pürüzsüz'' kalmaktadır. Wheeler uzayzamanın da bu kuantum dansına katılacağı bir nokta olması gerektiğini düşündü. Öğrencisi Charles Misner ile tartışmalarının sonuca ulaşmasında kendisine yardımcı olduğunu da teslim eden Wheeler, bu noktanın kendisinin Planck uzunluk boyutu olduğu sonucuna vardı (Bazı fizikçiler 'Planck-Wheeler uzunluğu' adını verirler.) Eğer bir Planck uzunluğu varsa, ışığın bir Planck uzunluğunu aşması için gereken zaman olan, bir Planck zamanı da vardır. Bu yaklaşık 10^(-43) saniyelik bir zamandır.

Planck' ın bu bölgesinde UZAY-
ZAMAN ile KUANTUM FİZİĞİ kucaklaşmakta, uzayzamanın ''cam gibi pürüzsüzlüğü'' kıvranma ve çoklu bağlanmış alanlar dahil geometrinin dalgalanmalarına; Wheeler' in 'Kuantum Köpüğü' adınını koyduğu şeye yerini bırakmaktadır.

Kuantum köpüğünün kendisini göstermesinin beklendiği boyut, bizim kavrayış becerimizin ötesinde bir küçüklüğe sahiptir. Planck uzunlukları bir proton boyu edene kadar yan yana dizilse ortaya çıkan sayı Philadelphia' dan New York' a kadar uzanan bir uzaklıkta yan yana dizilmiş protonların sayısı kadardır (ancak yüz bin protonun bir atom boyu ettiğini hatırlayın.) Yine de bu olağanüstü küçük Planck alanı, geleceğin önem taşıyan yeni fiziğin keşfedileceği alandır.

(K.W.Ford)

Pisagor teoremini kanıtlayan Pythogoras hakkında bir öykü…

Pytho bir gün bir demirci dükkanının önünden geçiyordu. Örse vuran çekiçlerin çıkardıkları ahenkli sesler ilgisini çekti ve durup dinlemeye başladı. 5 demirci çalışıyordu ve her birinde farklı büyüklüklerde çekiç vardı.

Pytho çekiçlerden düzenli olarak çıkan seslerin bir müzik parçasına benzediğini duyup hayret etti. Dinledikçe fark etti ki, her çekicin ağırlığının farklı olması, örse vurduklarında değişik notalardan ses vermesini sağlıyordu. Çekiç ne kadar ağırsa nota o kadar düşüktü. Sonra bir çekicin seslerin ahengini bozduğunu fark etti. Demircilerden çekiçleriyle bir deneme yapmak için izin istedi. Demirciler kabul etti.

Her çekici dikkatle tarttı. Ahengi bozan çekicin basit bir sayı düzenine uymayan ağırlığa sahip olduğunu buldu. (Diğer çekiçlerin ağırlıkları, bir sayı dizisi oluşturacak şekildeydi.) İncelemelerine devam ettikçe, farklı büyüklüklerdeki çekiçlerle bir müzik skalasını nasıl oluşturabileceğini öğrendi. Bu, bir matematikçi tarafından müzikte yapılan en büyük ve en eski keşiflerden biriydi.

Bu önemli başarının ardındaki bir başka gerçek Fin toplumunun öğretmenlik mesleğine bakışı ile ilgilidir (Malaty, 2006). Finlandiya’da otoritelerin, politik liderlerin, ailelerin ve öğrencilerin öğretmenlere ve okullara olan güveni tamdır (Sahlberg, 2007). Kutsal bir görev kabul edilen okuma ve yazma öğretiminin kilisenin sorumluğundan 1921’de okullarda sınıf öğretmenlerine devredilmesiyle bu görevi üstlenen öğretmenler toplumun büyük saygısını ve takdirini kazanmış ve zamanla toplumun önünde onlara yol gösteren bir ışık olarak algılanmasına neden olmuştur (Simola, 2005). Finlandiya’da toplumunun çocuk ve gençlerin gelişmesine olan büyük ilgisi öğretmenleri hayatın en önemli karakterlerinden biri haline getirmiştir (Malaty, 2006). Öğretmenlik yüksek statülü ve orta gelir seviyesinin üstünde bir meslek olup liseden mezun olan en başarılı öğrencilerin tercih ettiği programların başında gelir (Valijarvi et al., 2002; Westbury et al., 2005). Öğretmen mesleğinde aktif, özgür ve aynı zamanda sorumludur. Ulusal müfredatın ışığında her öğretmen kendi müfredatını geliştirmekte ve okutacağı kitabı seçmekte özgürdür (Malaty, 2006). Okullarda yaptıkları öğretim herhangi bir denetleme veya kontrole tabi değildir (Simola & Hakala, 2001). Yapılan çalışmalarda öğretmenlerin büyük çoğunluğu yaptığı işi sevdiğini ve bundan zevk aldığını ifade ederken (Santavirta et al., 2001; aktaran Simola, 2005), benzer şekilde bu okullara giden öğrencilerin aileleri de gerek okullarda verilen öğretimden gerekse de kendileri ile yapılan işbirliğinden memnuniyetini bildirmişlerdir (Raty et al., 1995; aktaran Simola, 2005).
Fin toplumunda olduğu gibi Türk kültüründe de uzun yıllar öğretmenlik kutsal bir görev kabul edilip toplumda saygın bir meslek olarak görünmesine rağmen son yıllarda bu algı yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Günümüzde öğretmenlik iş garantisi olan tatilin çok olduğu rahat bir meslek olarak düşünülmeye başlanmıştır. Ekonomik sebeplerden dolayı lise mezunu öğrenciler arasında öğretmenlik özellikle istenen ve tercih edilen bir meslekten olmaktan ziyade “hiç bir şey olamazsam öğretmen olurum” veya “boşta kalmamak” amacıyla öğrencilerin ÖSS tercihlerinin alt sıralarında yer alan bir meslek haline gelmiştir. Bir başka deyişle, Türkiye’de öğretmen yetiştirme programları Finlandiya’nın tam tersine motivasyonu düşük ve başarısı çok daha az öğrenciler tarafından doldurulmaktadır. O halde ekonomik olarak Türkiye’deki öğretmenlerin durumunun düzeltilmesi kültürel olarak toplumun içinde öğretmene karşı zaten var olan saygı ve güvenin kısa zamanda yeniden oluşmasını sağlayacaktır


Posted via Blogaway



1950'lerde Hugh Everett 'Çift Yarık Deneyini' radikal bir biçimde ele aldı. O dönemde bu bakış açısı çok alaya alınmıştı, ama bugün destek bulmaktadır. Fikir basittir. Bir kuantum parçacığı ne zaman bir tercihle karşı karşıya kalsa yeni dünyalar oluşur: Bütün seçeneklerin gerçekleştiği dünyalar.

Everett'in fikrinin neden alayla karşılandığını anlamak kolaydır: Bir yıldızdan bir fotonun püskürtüldüğü ya da insan retinasındaki bir atomun bir foton emdiği her seferde bir dünyanın yaratıldığı fikrini kim hazmedebilir ki? Bunların her ikiside bir kuantum parçacığının diğeri tarafından hazmedildiği kuantum olaylarıdır. Sırf gökyüzüne baktığımız için yeni bir evrenin mecburen varlık bulduğuna gerçekten inanabilir miyiz? Everett Bu fikri yayınlamasından kısa bir süre sonra fiziği bırakmıştır; fakat yine de bir dizi destekleyici bulmuştur. Bunun sebebi her ne kadar tuhaf görünse de büyük ölçüde aslında kuantum dünyasının tuhaflığına makul bir çözüm öneriyor olmasıdır.

Everett'in bir çok dünyanın varlığını öngören yorumuna göre, elektron iki yarıktan birinden geçme seçeneğiyle karşı karşıya kaldığında bir süper pozisyon durumu almaz; ama dünyayı ikiye böler. Bir dünyada sol yarıktan geçer. Diğer dünyada sağdaki yarıktan geçer. Farklı dünyaların hiç bilincinde olmasak da elektronlar gibi kuantum parçacıkları bu bölünmenin öte yakasında farklı dünyaların etkisini hisseder. Gördüğümüz örüntü, farklı dünyalardaki elektronlar arasındaki karışımın bir sonucudur. Bu bakış açısına göre, bizim gerçeklik olduğunu düşündüğümüz şey, her biri diğerinden biraz daha farklı olan sonsuz sayıda gerçeklikten yalnızca biridir. Ve bu gerçekliklerin her biri sizin bir versiyonunuzu içerecektir.

Çoklu Dünyalar yorumu fizikçiler arasında yavaş yavaş büyüyen bir desteğe sahiptir; 1995'te kuantum kuramıyla ilgili bir konferansta katılımcı fizikçiler arasında gerçekleştirilen bir yoklamada katılımcıların yüzde 60 ının bu yorumun kuramın doğru yorumu olduğuna inandığı görülmüştür.

(Michael Brooks / FİZİK)
San Francisco Körfezi’ndeki bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle demiş:

“Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekalı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da hızlarını korumalarını sağlamanızı ve çok şey öğrenmelerini bekliyoruz.”

Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babası bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüşler. O okul dönemi, hepsinin özellikle hoşuna gitmişti. Okul bittiği zaman öğrenciler bütün San Francisco Körfez'indeki diğer öğrencilere göre yüzde 20–30 daha başarılıydı. Yıl sonu geldiğinde müdür üç öğretmeni çağırıp onlara:

“Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90’ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. 90 öğrenciyi sistemden tesadüfen seçtik.”

Öğretmenler, doğal olarak öğrencilerde görülen başarının kendi istisnai öğretme becerilerine bağlanması gerektiği sonucuna vardı.

“Bir itirafım daha var.” dedi müdür: “Siz de en parlak öğretmenler değilsiniz. İsimlerinizi bir şapkanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim. SİZ İNANDIĞINIZ İÇİN BAŞARILI OLDUNUZ.”
Tork, moment ve denge dersi ile ilgi bir deney videosu.